Ana içeriğe atla

YAĞMURCU (14)




Birden üşüdüğümü fark ederek gözlerimi hafif araladim ve yanımda oturan babama baktım. Cebinden hiç ayırmadığı küçük not defterine Arap harfleri ile birşeyler yazıyordu, her zaman ki gibi.  O'na birgün bu küçük deftere ne yazdığını sordum.

-İnsanın hayatında önemli şeyler olur. Bende önemli bulduklarımı not ediyorum.

demişti. Mecbur olmadıkça latin harflerini kullanmayan babam ölene kadar da not almaya devam etmiş, bana da muhakkak yanımda bir küçük deftercik bulundurmamı bu şekilde notlar almamı tenbihlemişti.

Üşümenin şiddeti ile uyku mahmurluğundan çıkmış, nerde olduğumuzu anlamak için otobüsün buğulu camını elimle silmeye koyulmuştum.

Karlarla kaplı yüksek dağların dar yollarında ilerliyorduk. Her yer bembeyazdı. Hayatımda ilk defa yüksek dağlarla çevrili  yüksek yamaçlar görüyordum. Sol tarafı uçurum olan yolda ilerlerken bazen yüreğim ağzıma geliyor otobüs devrilecek diye korkuyordum.  Babam gayet rahat bir şekilde yazmaya devam ediyordu. Ben ise karla kaplı dağları, dar yolları ve bir dağın aşağısından yukarı doğru yılan gibi kıvrılan yamaçlarnı seyrediyordum. Babam hayran hayran baktığımı görünce

-Sürekli kara bakma, gözlerin bozulur

diyerek beni uyardı. Bu güzel manzaranın  tesiri altında babamın söylediğine kulak asmayarak bakmaya devam ettim.  Babam ikinci kez ihtar etmek zorunda kaldı. Bir  müddet sonra gözlerim ağrımaya ve hiçbir şeyi birbirinden ayıramayacak bir bulanıklık yaşamaya başladım. Babam bana

-Sana kara sürekli bakmanın bunu yapacağını söylemiştim değil mi ?

diyor.  Bakmaktan vaz geçiyor ve  uyumaya çalışıyorum. Bu arada yol hiç değişmeden uzadıkça uzuyor. Hava kararmaya başlayınca bu sefer ciddi ciddi donma gibi bişey hissediyorum.  Babam ceketini üzerime örtüyor. Bir türlü ısınamıyorum. Otobüsün  ısıtma sistemi bozuk ve öndeki fan nasıl çalışıyorsa sadece araya hafif bir sıcaklık  üflüyor. Bir müddet sonra titremeye başlıyorum. Babam ve yolcular rahatsızlanmamdan korkuyorlar. Herkes ceketini montunu çıkartıp üzerimi örtüyor. Öyle kaç saat kaldığımı hatırlamıyorum. Babam dua ediyor. Ve arada " Nasıl ısınabildin mi? " diye soruyor bana.

Bütün kemiklerim kaskatı kesilmiş gibi, ellerim ve ayaklarım donuyor resmen. Dua ile birlikte yavaş yavaş ısınmaya başlıyorum sanki.


Hayat da o otobüs gibi,  kıvrımlı dolambaçlı yollardan yukarı doğru çıkan kah soğuk kah sıcak bölmelerden ibaret değil mı? Herşeyi bu yolculuk esnasında tecrübe ediyorsun bir nevi. Bazen seni kendine bağlayacak kadar çekici, çekiciliğinin soğuk ve sıcak bölmeleri arasında ya sıcaktan yanıyorsun ya soğuktan.

Keşmirli bir dağcıya

-Neden dağlara bakınca sanki  çağırıyormuş gibi bir hisse kapiliyor insan ? diye sormuştum, bana ;

-Çünkü dağlar konuşur !

Demişti...bir anda afallayarak

-Konuşur mu ?

Diyerek şasirmiştim. Demek sadece ben hissetmiyordum bunu !

Gülümseyerek dedi ki;

-Buna niye şaşiriyorsun ? İnsanlarla dağlar arasında böyle bir sır vardır.

***

Ben hesap kitap işleri ile uğraşırken küçük defterime notlar alıyor bir yandan da bir tarafa rakamları yazarak kayda geçiyordum.

Kafam gömülü ve rakamları alt alta üst üste toplayıp çıkarmaktan saçım başım karma karışık iken,  yol arkadaşım geliyor, bana şöyle bir bakarak

-Saçların niye bu kadar karmakarışık ? diye soruyor...Bende içinde bulunduğum duruma atfen

-Bunlar hep bundan oluyor, üzüldüğüm için ! diyorum...

Cebinden bir tarak çıkarıp saçlarımı taramaya başlıyor.

Ben kocaman bir aynada durumu seyrederken bir anda Aynalı geliyor. Şimdi saçlarımı taradı diye bana kızar korkusuna kapılıyorum. Ben bana kızmasını beklerken...

Önüme bir kılıç atıyor. Ve beni düelloya davet ediyor.

Çok şiddetli bir dövüşten sonra bedenimi mağaranın duvarına resim diye  yapıştırıyor. Kah havada kah yerde mekanın her köşesinde dayak yer gibi bir durumda savrulup duruyorum. Aynalı o kadar güçlü ki ve tam bir kılıç ustası. Pestilim çıkıyor ve  soluk soluğa kalıyorum. Karnıma yediğim darbelerin acısından oturduğum yere yığılıp kalıyorum bir anda. Aynalı cebinden güneş gibi Işıl Işıl parlayan yuvarlak bir şey çıkarıyor ve yemem için bana  veriyor. Onları şeker yutar gibi yutuyorum. Sonra "Gel ! " diyor...

Bir denizin kenarında oturuyoruz,

Gördüğüm her zıt şeylerin arasında nasıl bir ahenk  olduğunu ve o ahengin üstündeki nizamı neyi görürsem göreyim O'nu göreceğimi anlatıyor. O'nu dinlerken denizin maviliğine dalıp gidiyorum. Birden suya atlayan bir balık Aynalı'nın sesini kesiyor. O derinliklerde kaybolurken birisi omuzlarıma usulca şal bırakıyor. Yanıma dönüp baktığımda ise Aynalı'nın gittiğini fark ediyorum.

Kah kapanan kah açılan güneş gibi bir an var bir an yok...


***

Sîn: Çin. (Sin: Bir harf. Sual kelimesinin kısaltılmışı. İnsan.): 150.
Mehdî Muhammed: 151= 1150.
Ayine-i mücellâ: Parlak ayna. (Hazret-i Ali buyuruyor: “Zaman, ibret aynasıdır!”... Aynanın sırrı ve cilâsı insan... Ayine-dar: Ayna tutan: 281: Rakis-kılavuz: “Naka-i Salih”: Kenehver-büyük beyaz bulut: Kamkam-büyük deniz... KADIN isimli şiirimden: Püskül püskül çözülmüş ne dağınık düşüncen — Bir suret binbir mânâ peşinde sabahladın — Odur seni cezbeden astarından yüzünden — Endâm bürünmüş zaman ayna tutan bir kadın.): 150.
Sif: Sahil. (Sahil: Deniz kenarı... Sahil: At kişnemesi... Hayl: At. At sürüsü. Atlı sürüsü. Düşünmek... Hayl: Havl. Kuvvet... Hayle: Zann. Sanma... Hayla’: Cin taifesinden bir nesne. (Gizli şey.) Sırtlan. Korku... Kasah: Sırtlan: 169: Kust: Rahman Sûresi, 19.-20. âyetleri... Hayyale: Fikir sahibleri.): 150.

Ayna: Gözü güzel ve iri olan. (Ayn: Göz. Zât. Kavmin şereflisi): 131.
Ayna: (Üstadım’ın bir mısraı: Aynalar, söyleyin bana ben kimim?): 131.
Elleys: Mutlak hiçlik. Adem-i sırf. (Allah’ın, gölgesi Zât’ında olan Vücud sıfatının görünüşünde, Vücud’un zıddını kabul Vahdet’e aykırı olacağından mümkün olmasa da, Allah’tan gayrı varlığın zıdlar içinde tecellisine nazaran, O’nun vücuduna mahsus elzem bir mefhum olarak, İmâm-ı Rabbanî Hazretleri’nin, Mektubat’ında geçer.): 131.
Kal-kaal: Söz. (Hâl ile kaal terkibi, Kürtçe bir kelime Khâl.): 131.
Kesan: İnsanlar. (Kökler’den: Sen, anılması güzel olan bir söz ol): 131.
Hilkat: Doğuştan gelen vasıf. Yaratma. Yaratılış: 131.
Nasik: Allah yolunda ibadet eden: 131.
Kale: Dedi. Dedi ki. O söyledi.
*
Mishel: Dil, lisân. Eğe, törpü. Ziynet verecek nesne. Yabanî eşek. (Hammar: Eşekçi... Hamr: Şarab. Mecazî olarak kullanımı ruh... Hammar: Meyhaneci. Mürşid, şeyh.): 138.
Sembol: Bir mânâ, kavram veya varlığı ifâde eden remiz, rumuz. Alâmet, işaret, nişan: 138. Hılk: Hükümdar mührü: 138. (2)


NESLİHAN DAĞCI

(1) Salih Mirzabeyoğlu ÖLÜM ODASI (AKSAMCILAR - 43)
(2) Salih Mirzabeyoğlu ÖLÜM ODASI (VAV DUNYASİ İCABI AĞUSTOS - 20)




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kim, Kim"dir -Horuzun Öttüğü Vakit - (2.Bölüm)

Günümüz Müslümanlarının en büyük problemi Hz.Mehdi asm var mı yok mu düşüncesi. Kur'anı Kerimi aklı ile anladıktan sonra ''Peygamber''e de luzum bırakmayan bir topluluk için elbette ''Melhameler'' yani meydana gelen hadiselerin bir önemi yoktur.  Tıpkı ''Meteryalist'' kafadakilerin bunlar ''Metafizik'' saçmalıklar diyip kestirip atması gibi. Peygamber''e luzum ve ihtiyaç bırakmayan yani ''Peygamber''siz İSLAM, daha doğrusu ''Diyalogçu'' zihniyetindeki adamlara aradan ''Peygamber''i çıkardığında İSLAM'da kalmaz dediğinde ''aval, aval'' suratına bakar. Bir kişinin ''Müslüman'' olması ancak ve ancak ''Peygamber''e BİAD ile mümkündür. Kur'anı Kerimde ''Allah ve Resulüne'' itaat emri bunlara uğramamıştır. Peygamberi aradan çıkardığında ''ŞERİAT''e kalmaz. ŞERİAT Peygamber a...

GILGAMIŞ ve DİL / İNSANLIK TARİHİ (Akamenya İmparatorluğu ve Aramice (Süryanice) BÖLÜM 2

Akamenya İmparatorluğu ve Aramice (Süryanice) Bir araştırmaya göre Hz.İbrahim asm, MÖ 2000 yılında yani Hz.İsa asm'dan 1000 yıl önce  Asurilerin(Süryani) kurduğu Babil İmparatorluğunda yaşamıştır. Konuya giriş yapmadan önce ''Miladı'' takvim denilen ve Hz.İsa asm'ın doğum gününü baz alan takvimin doğru bir takvim olmadığını söylemeliyiz. Hz.İsa asm'ın doğum gününden önce  tarih zaman akışını ''0'' olarak ele alır ve bir italyan'a göre de 1 Ocak'ta Hz.İsa asm'ın doğumu ile tarih zaman akışı başlar. Buna göre Hz.İsa asm'dan önceki zaman dilimleri için M.Ö ibaresi kullanılır. Miladı takvime göre konuşursak Hz.İbrahim asm bundan 3017 yıl önce, Hz.İsa asm 2017 yıl önce Hz. Nuh asm ise 4017 yıl önce Peygamberimiz asv ise 1600 yıl önce  yaşıyorlardı. İbn-i Arabi'nin ''Fütuhat-ı Mekkiye'' adlı eserinde Peygamber asv'mdan nakledilen bir hadiste şöyle buyrulmuştur. ''Yüz bin Ad...

GÜNDEM MAK-ARASI

KIY-AMET  / GÜL-MEZ Sayın Okuyucular Bugünlerde her ne yazsam gündem öyle bir hızla değişiyor ki ne diyeceğimi ne konuşacağımı şaşırıyorum. Sanki bütün dünya birleşmişte beni yalancı çıkarmak için uğraş veriyor. Tam bir -BAŞ-MAKALE yazıp ünlü olayım diyorum, bi bakıyorum bir anda gündem değişiyor. Benim dediklerim çöpe gidiyor tabi. Şimdi nerden çıktı şu Mescid-i Aksa ? Ne güzel konuşuyor yazıyor çiziyor size de bal gibi okutuyordum. Ben ne talihsiz adamım hiç mi hayatımda bir gün bile yüzüm Gül-meyecek ! Anam adımı Tayip Gülmez koymakla bana kötülüğün en büyüğünü etmiş mi oldu şimdi? Gerçi anamın ne suçu var  Dünyada  artık öyle şeyler oluyor ki, kim olursa olsun YALAN söyleyen herkesi hiç abartısız ANLINDAN mıhlıyor. Ve söylediklerini boşa çıkarıyor. Ne kadar PUTU dikilmiş heykel varsa bir bir yıkılacak bir zaman diliminin içine düştük sanki. Bende kalem sallayan halkın aklına üfleyen bir sanatkar olarak galiba böyle bir PUTSAL duruşun yı...