'' Yaratmak neymiş, yaratmaya kalkınca anladım !'' diyen Üstadın, ''Bir Adam Yaratmak'' adlı piyesindeki bu sözlere nispeten;
''Yaratmak neymiş, YARATILMAYA kalkınca anladım!'' diyebilmeliyiz.
''Sen yoksan bile, dileyişimizdeki şiddet sana vücud verecek !'' te ki
''Dileyiş''=Dua (Şiddeti ise aşk ve samimiyet)'dır ...
Sırtını büyük velilere veren bir adamın ''Dileyiş''in de ki şiddet karşısında, nefesiyle ölülere hayat ve eliyle hastalara şifa veren Hz.İsa a.s hatırda. Ve Allah'ın ikazı; ''O muydu dirilten? Bizdik, biz!''...
Dünya ''Büyük bir Tiyatro''...
Bu ise bir büyük velinin, ruhi kaynaşması halinde bütün eserlerinin fikir ve sosyal sahadaki tezahürü...
**********
Bütün bu malzemeleri Çadıra götürebilmek için bir at arabasına ihtiyacım oldu...O kadar çok malzeme var ki, nasıl yükleyecek ve nasıl arabayla götürebileceğimi kara kara düşünüyorum...''Hadi arabayı buldum diyelim ya atı nerden temin edeceğim.'' derken vakitte dolmuştu ve ben yola koyulmak zorundaydım.
Tek tek arabaya yükledim ''hüznümü'' ...Hüznümün temsili olsun diyede siyah bir örtü ile örttüm üstünü...At yerine eşek bulmuştum...
Yük öyle fazlaydı ki, eşşeğin arka ayakları zor duruyordu...ağırlığının altında hayvancağız zor bela beni ''Büyük Sirk Çadırına'' doğru götürebildi...O'nun o hali içimi yakıyordu...
Koca çadırın kubbesi altında ''yükümün'' ağırlığını sahneye çıkarak anlatacakmışım...
Elimde mikrofon;
-Aslında sandığınız şeylerin bir hakikati var ve biz birbirimize nisbetle büyük bir AKTÖRÜN roller biçtiği kişilerden başkası değildik.
-''Yaşadıklarımız çerçevesinde rolümüzü oynarken bile AKTÖR'ün bize neyi anlattığını anlamıyorduk.''
-''Aynı anda hem fikri hemde ruhi kaynaşma içinde bizi rollere büründüren nefesi ''Allah''ın nefesi olmuş kalemin gücündeki külli iradeyi görmedik bile.''
Seyircilerin arasından birisi bağırdı;
-''Bize fikrin hakikatini öğretiyordu''
Ve fısır fısır konuşmalar bir uğultu...
-'' Evet biz yaşayarak tecrübe edenlerdik, biz birimizle dizginlenerek terbiye edilenler, cüzzi irademizin külli iradeyle müdahalesi karşısında belkide unuttuklarımız tecrübe ettirilerek öğretiliyordu ve yine neyi öğrendiğimizin farkında olmayanlarda bizdik !''
-''Şu durumda hiç kimse cüzzi iradesi için ağlamamalı, bağırmamalı onun külli irade ile müdahalesi karşısında demesi gereken tek şey ''ferd hakikatine ne kadar ulaştım'' olmalı...
Anlattıkça anlatıyorum...birden sahnede gücüm tükeniyor ve ben düşecek gibi oluyor kendimi kaybediyorum...
Kendimde değilim ama etrafımda olanları söylenenleri duyabiliyorum...
-Aman yarabbi !!
-Hemen sedye getirin !
-Galiba ölüyor!
Bir telaş bir korku alelacele getirilen bir sedye...üzerine yatırıldım...bir yandan Tufan bir yandan eşi, adım adım sanki tabutum mezarlığa götürülüyormuş gibi eller üstünde taşınıyorum.
**********
''Ölmeden ölmek'' bir makam, ''ölmeden ölmekle'' ile ''ölmek'' arasındaki fark ruhun kabzedilişi. Bir varlık bir yokluk, varlığın aynı yokluk ve yokluğun aynı varlık, bu aralıktaki hızdan dolayı varlık hep var görünür. Her an yok olan bedenimizle, her seferinde ayrı bir bedende görünen BİR'iz.
''Aktör'' temsil eden, halife... Allah'ın halifesi insan, kendi marifetine ulaşsın diye yarattığı, ''Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmaya'' memur olan.
''Aktör'' cins yönü olan birbirinden sır saklayan olarak, kendinden hareketli, suyu çok olan deniz gibi, çok arzulu ve istekli müridin kendisi.
**********
Mishel:Dil, lisan. Eğe, törpü. Ziynet verecek nesne. Yabani eşek. (Hammar:Eşekçi...Hamr:Şarab. Mecazi olarak kullanımı ruh...Hammar:Meyhaneci. Mürşid, şeyh.):138
Sembol:Bir mana, kavram veya varlığa ifade eden remiz, rumuz.Alamet, işaret, nişan:138.
Hılk:Hükümdar mührü:138 (*)
demek olduğuna göre dilde aynanın kendisi, gönül aynasının...Masalda aklın tahdidini aşan ''gerçek'' denilenin aslının ne olduğuna dair ''İnsanı Hakikatimizin'' varoluş macerası...
Dil, ilim mucize ve keramet anlamlarına da geldiğine göre, İmam-ı Rabbani Hz'lerinin ''Mecaz hakikate köprüdür!'' sözünden, masalın da hakikat ile gerçek arasında berzah olan bir şeyi benzeri ile anlatma sanatından edebi bir parça olduğunu söyleyebiliyoruz.
**********
Dağın bu kıvrımında küçük bir mağara var...Belki bu yükseklikte esen rüzgardan korunabilirim diyerek içeri giriyorum...Nefeslenmemle birlikte başında külah elinde neyi, üstü başı ayna ile dolu bir adam beliriyor...
-''Neyi arıyorsun?''
-''Nur'u arıyorum. O'nu hiç gördün mü? ''
-''Evet !''
-''Ben nasıl görebilirim peki?''
-''Yolun uzun ama istersen sana ''NEY'' çalarak anlatıyım !''
-''Ney mi?''
Başlıyor çalmaya...birden duruyor zaman, mekan ise kayıyor, ne mekan kalıyor ne zaman...Sadece O ve Ben kalıyoruz bir an'da...
Her üfleyişinde Ney'e bir damla kan damlıyor gözümden...
Aynalı Ney'ci;
-''Ağla ağla, hüzün senin katığın...hüznün senin servetin...Sonra ağlayamazsın !'' diyor...
Kendimi mavi bir kefene sarılmış buluyorum, Ney'ci önündeki çukura dolan ''Kanlı Gözyaşımın'' üzerine bakarak, mezarın şurda diyor...
Avcı beni yakalamış ve bana bir mezar kazmış...
''Demek ki böyle oluyormuş ! '' diyorum ''Aynalı Ney'cinin gözünün içine bakarak...
Neslihan Dağcı
(*) Salih Mirzabeyoğlu ÖLÜM ODASI b-yedi (Giriş),İbda Yayınları, İstanbul 2012, C:1, S:280

Yorumlar
Yorum Gönder