Ana içeriğe atla

GÜNDEM MAK-ARASI




Katar matar, dünyayı birbirine katar başlıkları altında yapılan analizleri görünce günümüz insanının aslında meselelere eğilirken ne kadar da hakikatten uzakta yorum yapma kolaylığına kaçtığını gözlemledik. 

Halbuki ''Katar'' meselesi ''Basra Körfezi'' meselesinden başkası değildir. Basra Körfezi ''Petrol Körfezi'' olarakta bilinir. Hani şu İran'ın ABD askerlerini gözaltına aldığı körfez suları, yine İran'ın ABD'yi  ''Körfezi'' kapatmakla tehdit ettiği meşhur ''Petrol Körfezi''. Ve körfezin kapatılmasının ''savaş sebebi'' sayılacağını bildiren bir ABD var karşımızda. 

Meşhur Hürmüz boğazının yer aldığı ''Basra Körfez''inde İran ve ABD arasında 2016 yılında 31 kez taciz olayı yaşanmış en son Pentagon sözcüsü Peter Cook, yaptığı açıklamada “Bu olaylar gerilimin yükselmesi riski taşıyor ve biz böyle bir şeyi istemeyiz” demişti. İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehgan ise, “Yabancı bir gemi bizim sularımıza girerse onları uyarırız. Ve Bu bir işgalse karşılığını veririz” ifadelerini kullanmıştı.

1979 devriminde sonra ''Basra Körfezinin' İran tarafından kapatilma ihtimali ''Uluslararası hukuk açısından değerlendirilmeye alındı''...


1.4 trilyon varillik bilinen petrol rezervinin 930 milyar varili yalnızca Basra Körfezi çevresindeki beş jeolojik formasyondan oluşan bölgede yer almakta. Bunların başında Zağros, Mezopotamya Tersier yaşlı formasyonlar içinde, ki bu formasyonlar Kerkük’ten başlayarak Buşehr ve Basra Körfezi bölgesindeki Abadan-Avas uzanımı bölgesinde yer alır. 



Basra Körfezi çevresindeki ülkelere baktığımız zaman Suudi Arabistan’da 284 milyar varil kalan petrol söz konusudur. 73 milyar varil de tüketilmiş petrol söz konusudur. İran’da ise 105 milyar varil kalan petrol söz konusudur. Tüketilmiş olarak 34 milyar varil, keşfedilmemiş olarak ise 53 milyar varil petrol söz konusudur.

Irak’ta ise 100 milyar varil kalan petrol vardır, 22 milyar varil tüketilmiştir, gelecekte keşfedilecek olarak ise 45 milyar varil söz konusudur.

Kuveyt’e baktığımız zaman ise 80 milyar varil kalan petrol vardır. 26 milyar varil tüketilmiştir, 4 milyar varil keşfedilecek petrol kapasitesi vardır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde 15 milyar varil tüketilmiş, 73 milyar varil kalan ve 37 milyar varil keşfedilmemiş petrol söz konusudur.

Katar’a baktığımız zaman 5 milyar varil tüketilmiş ve 33 milyar varil kalan petrol rezervi söz konusudur.

Bu boyutuyla bakıldığında Basra Körfezi’nin kuzeyindeki ve güneyindeki çevrede yaklaşık 700 milyar varillik petrol rezervi söz konusudur. Bu da kalan tüm petrol rezervinin %82’sinden fazlasını oluşturmaktadır.
Bu yatakların politik olarak dağılımını göz önüne almamız gerekir. İngilizler Birinci Dünya Savaşı sonrası bir Türk devleti olan İran-Kaçar devletini parçalayarak burada bir Farsi iktidar oluşturmuş, Körfez’in kuzeyindeki Abadan-Avas-Buşehr bölgesi British Petrol aracılığı ile İran’a bırakılmıştır. Bunun güney ve kuzeybatısında kalan Kerkük petrolleri ve Basra Vilayeti’ndeki petroller Irak’a bırakılmış, hemen bunun altındaki petroller Kuveyt diye bir devlete ayrılmıştır. Diğer petrol yatakları da, kontrol edilebilecek biçimde Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi devletlere paylaştırılmıştır. Kontrolleri bütünüyle İngiliz emperyalizminin elinde olan bu küçük devletçikler oluşturulmuştur.
Bu olayı incelediğimiz zaman, dünya petrolünün belli kanallar boyunca hareket ettiğini görmekteyiz. Özellikle 3 km. genişliğinde dar bir boğaz olan Hürmüz Boğazı’ndan günde 15 milyon varillik bir petrol akışı olmakta ve boğaz, bugünkü stratejinin en önemli noktalarından birini oluşturmaktadır. Keza Malaka Kanalı Endonezya, Malezya, Singapur açısından önemli olup ve buradan günde 11 milyon varil petrol akmakta, 2.5 km. genişliğindeki bu kanaldan Çin’e ve Asya’ya doğru petrol akışı sağlanmaktadır. Süveyş kanalından akan petrol miktarı günde 1.3 milyon varildir. Bu tankerler Afrika’dan Avrupa’ya doğru gitmektedir. Keza Kızıldeniz’den günde 2.5 milyon varil petrol geçmektedir. Bunun dışında Aden’den Akdeniz’e akan petrol miktarı Süveyş’ten 2.3 milyon varildir. Türkiye boğazlarından ise Rusya’dan gelen 3 milyon varillik petrol akmaktadır.

Şimdi asıl mesele şudur batı petrolleri Irak-İsrail-Hayfa üzerinden Avrupa’ya aktarılması sistemi açısından daha uygun görmektedir. Mısır'da ki yönetimin değişmesi Suudilerin bunun arkasında olması ''Kızıl Deniz''in de bu yol güzergahında bulunması, batının aslında ''Petrol Hatlarının'' geçtiği körfez bölgeleri  üzerindeki ülkeri yeniden dizayn etmek istemesinden kaynaklı. 

İngiliz emperyalist düzen tarafından kurulan bu devletçiklerin Suriye gibi itiraz etme hakkı yoktur. Onların varlığı efendilerinin izin verdiği kadardır. Yıllarca efendileri adına ''Müslüman Milletin'' malını işlettiklerini ve bu işletilen petrollerin batıya satılması sonucu Batı Dünyasının ''Ortadoğu ve Anadolu'' işgallerine yıllarca göz yumdukları, sadece şatavatlı hanedanlarına son verileceği korkusu ile batıya güya ''Kafa Tutuyor'' gibi gözükmelerine aldanmamak lağzım...


Tıpkı Irak gibi tıpkı Suriye gibi, Suudi Arabistan ve İran gibi İngiliz sömürüsü olan devletlerin kendi iradeleri ile kurulmamış devletler olması, her demokratikleşme sürecinde yeniden demokratik devletleşme sürecine girmelerini doğurmuştur. 

Bir Katar,  bir Birleşik Arap Emirliklerinden daha fazla birşey ifade etmez....

Batı ambargosu şu bu şeyler ile batı tarafından dışlanarak terbiye edilmesi, şunu unutturmamalıdır yıllarca petrol satıp karşılığında bu yatakları işleten ve komisyon alıp ''Ortadoğuda'' Müslümanların katledişini efendilerinin siyaseti gereği izleyen yine bu devletlerdir.  

Türkiye gerek ''Filistin'' gerek ''Afganistan'' gerekse ''Bosna''da aynı zamanda ''Kafkaslar'' da da NATO üyesi olması sebebiyle asker bulundurduğu gibi Katar'da da ancak özel izinle asker bulundurabilmektedir.

Kaldı ki Rusya ve ABD anlaşmasına göre Suriye'de ''Demokratikleşme'' çalışması yapan Türkiye'nin ''Katar'' için, Ortadoğuyu ABD adına yönetme dizayn etme projesinden çekilmesi çok uzak bir ihtimaldir. 

En fazla ABD adına Katar'a el koyar...

Eğer Rusya ve ABD, İran tehdidine karşı böyle bir anlaşma yapmış ise ki muhtemeldir, Suudi Arabistan Türkiye kadar yetkili ve ehliyetli bir devlet değildir. Daha düne kadar ABD 'nin emirlerini Suudi Arabistan'a ileten Türkiye idi. Suudi Arabistan'ın ve diğer Körfez Ülkelerinin Katar tutumu çok çok Suriye'ye benzememe saltanatlarını ve canlarını kaybetmeme korkusundan ileri gelmektedir. 


Ama ne kadar efendileri için Katar'ı dışlasalar da hiçbiri yıkılmaktan ve yeni projeye göre dizayn edilmekten kurtulamayacaklardır.

Katarın ''Hamas''ı desteklemesi mevzusu etrafında söylenen şeylerin geçerli olabilmesi içinde ''Hamas'' ın bugün Türkiye arabuluculuğu ile ABD'nin İsrail için ''İki Devlet'' li projesinde yer almıyor olması gerekir. Belkide artık Hamas için Katar'ın varlığına da ihtiyaç kalmamıştır. 

Geriye sadece tek bir seçenek kalıyor, Katar'ın İran'la ortak hareket etmesi,...Rusya'nın desteklediği ancak ABD anlaşmasına göre ''Kuzey Petrol Hattı'' hakimiyeti için İran'ı da saf dışı bırakabileceğini gösteren Rusya'nın yeri geldiğinde sadece bu petrol hattı üzerindeki hakimiyetini korumak için Katar'ı da satacağı unutulmamalıdır. 



                                                     &&&&&&&&&

Türkiye'nin Avrupa Birliği Uyum yasaları çerçevesinde ''Toplantı ve Yürüyüş'' hakkı tanıdığı LTBG'liler yine  bir Ramazan ayında sokaklarda ne kadar kadınsı olduklarını haykırdılar.

''Ezan'a küfretmeler, Lut kavminin zuhura gelmesi, İslamcıların İslami Ahlaktan yoksun İslamcılıkları da gösteriyor ki, 

İslamin Gölgesi ''Anadolu'' dan kalkmış 

Müslüman Anadolu'da samimi bir avuç ''Müslümandan'' başkası kalmamıştır.

Devletine ''Allah'a tapar gibi tapanların yine Devletinden Allah'tan daha çok korkanların, acaba -devlet- ne der korkusu içinde kayıtsız kaldıkları bu ilahi yasaklara karşı gevşeklik ve haramlara karşı tamahkar tutum şunu ihtar etmektedir;

''İslami hükümlere karşı gevşeklik gösteren topraklar üzerinde batıl üzerine hükmeden devletlerin varlık hakkı sonlandırılacaktır !'' 

Bu ilahi ihtar karşısında gayet rahat tavır sergileyen İslamsız İslamcıların 

vur patlasın çal oynasın havasındaki duruşu ''İbretlik'' vericidir. 

Herkesin kıyametinin kopmasına yakın bir demde bu kadar kör olunması kabul edilemez...





Tayip Gülmez






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kim, Kim"dir -Horuzun Öttüğü Vakit - (2.Bölüm)

Günümüz Müslümanlarının en büyük problemi Hz.Mehdi asm var mı yok mu düşüncesi. Kur'anı Kerimi aklı ile anladıktan sonra ''Peygamber''e de luzum bırakmayan bir topluluk için elbette ''Melhameler'' yani meydana gelen hadiselerin bir önemi yoktur.  Tıpkı ''Meteryalist'' kafadakilerin bunlar ''Metafizik'' saçmalıklar diyip kestirip atması gibi. Peygamber''e luzum ve ihtiyaç bırakmayan yani ''Peygamber''siz İSLAM, daha doğrusu ''Diyalogçu'' zihniyetindeki adamlara aradan ''Peygamber''i çıkardığında İSLAM'da kalmaz dediğinde ''aval, aval'' suratına bakar. Bir kişinin ''Müslüman'' olması ancak ve ancak ''Peygamber''e BİAD ile mümkündür. Kur'anı Kerimde ''Allah ve Resulüne'' itaat emri bunlara uğramamıştır. Peygamberi aradan çıkardığında ''ŞERİAT''e kalmaz. ŞERİAT Peygamber a...

GILGAMIŞ ve DİL / İNSANLIK TARİHİ (Akamenya İmparatorluğu ve Aramice (Süryanice) BÖLÜM 2

Akamenya İmparatorluğu ve Aramice (Süryanice) Bir araştırmaya göre Hz.İbrahim asm, MÖ 2000 yılında yani Hz.İsa asm'dan 1000 yıl önce  Asurilerin(Süryani) kurduğu Babil İmparatorluğunda yaşamıştır. Konuya giriş yapmadan önce ''Miladı'' takvim denilen ve Hz.İsa asm'ın doğum gününü baz alan takvimin doğru bir takvim olmadığını söylemeliyiz. Hz.İsa asm'ın doğum gününden önce  tarih zaman akışını ''0'' olarak ele alır ve bir italyan'a göre de 1 Ocak'ta Hz.İsa asm'ın doğumu ile tarih zaman akışı başlar. Buna göre Hz.İsa asm'dan önceki zaman dilimleri için M.Ö ibaresi kullanılır. Miladı takvime göre konuşursak Hz.İbrahim asm bundan 3017 yıl önce, Hz.İsa asm 2017 yıl önce Hz. Nuh asm ise 4017 yıl önce Peygamberimiz asv ise 1600 yıl önce  yaşıyorlardı. İbn-i Arabi'nin ''Fütuhat-ı Mekkiye'' adlı eserinde Peygamber asv'mdan nakledilen bir hadiste şöyle buyrulmuştur. ''Yüz bin Ad...

GÜNDEM MAK-ARASI

KIY-AMET  / GÜL-MEZ Sayın Okuyucular Bugünlerde her ne yazsam gündem öyle bir hızla değişiyor ki ne diyeceğimi ne konuşacağımı şaşırıyorum. Sanki bütün dünya birleşmişte beni yalancı çıkarmak için uğraş veriyor. Tam bir -BAŞ-MAKALE yazıp ünlü olayım diyorum, bi bakıyorum bir anda gündem değişiyor. Benim dediklerim çöpe gidiyor tabi. Şimdi nerden çıktı şu Mescid-i Aksa ? Ne güzel konuşuyor yazıyor çiziyor size de bal gibi okutuyordum. Ben ne talihsiz adamım hiç mi hayatımda bir gün bile yüzüm Gül-meyecek ! Anam adımı Tayip Gülmez koymakla bana kötülüğün en büyüğünü etmiş mi oldu şimdi? Gerçi anamın ne suçu var  Dünyada  artık öyle şeyler oluyor ki, kim olursa olsun YALAN söyleyen herkesi hiç abartısız ANLINDAN mıhlıyor. Ve söylediklerini boşa çıkarıyor. Ne kadar PUTU dikilmiş heykel varsa bir bir yıkılacak bir zaman diliminin içine düştük sanki. Bende kalem sallayan halkın aklına üfleyen bir sanatkar olarak galiba böyle bir PUTSAL duruşun yı...