Bir masanın etrafında toplanan abilere kendi ellerimle baklava yaptım. Toplantı bitse de götüreyim diyorum...Duvarı yeşil sarmaşıklarla boydan boya sarmalanmış bir dernek binasındayız. Ortada koca bir harita ...tamda Altay diyarı gibi bir yer üzerinde toplanılmış, konuşuluyor...
Garip ama o abiler birbirini bilmez...bazen flu bazen grimsi bulutumsu bir havada toplanmayı severler...yine böyle bir gün...tamda seçim arefesi...
O abilerle sahilde bekliyoruz...
Galiba en çokta bekleyen ben...tepeleme dümdüz altınımsı kum taneleri olan o kumsalda o kadar erkek arasında bir bayan olmanın mutluluğuna da sahibim elbette...İmtihanı en ağır olanlardan biri...
********
Vaziyet ve durumu ifade ettikten sonra telefonu kapatıyorum...
-''Beyfendi'' bi işi beceremeyen, o masalarda milletin sırtından geçinen ne milleti için, ne de devleti için içi yanmayan adamların bulunması doğru değil.''
-''Allah aşkına bütün bunların ızdırabını yaşayan çilesini çeken bizim gibiler dururken milletin sırtından geçinen bu adamların yerlerimizi işgal edişine izin mi vereceksiniz ?.. ''
-''Haberiniz olsun, adı alfabenin karışık harflerinden olan şu bu grupların mecliste bulunmalarına karşıyız !''
-''Görev verilirse de seve seve üstleniriz...Gidin ayağında yırtık ayakkabı ile dolanan ama içi Anadolu için yananları bulun!''
-''Anadolunun çıkarı çıkarımız, menfaati menfaatimiz...menfaatlerimiz uyuşuyor...Size biz, bize siz lağzımsınız !''
********
Bugün değişik bir şey deneyeceğiz...Bir dağ yürüyüşüne çıkacağız...ama önce ofise uğramam gerekiyor...Şu meşhur efsaneyi çözmem lağzım çünkü...
Ofisteki efsaneye göre bizim patronun duvarında gizli bir geçit varmış...dümdüz duvarda geçite kapı açacak bir düğme falanda yok.
Ofise geçip uzun uzun duvarı seyrediyorum...
Bir ara duvara yönelip üzerinde elimi gezdiriyorum...Bir anda döner bir kapı açılıyor...İçinden geçiyorum...
Burası bir saray...yerleri su gibi mermerden...acaba içine düşer miyim diye telaş da etmiyorum değil...adımlarımı korka korka atarken muhteşem sutunlar çıkıyor karşıma...Acaba bunlar kaçıncı yüzyıldan kalma ? 18. yoksa 17. yy'dan mı? Sutunlar da ki işlemeye bakarsan çok çok daha eski...Sarayın bahçesi, üstü köşe bucak gecekondu kaplı tepelere bakıyor...Sanki Ankara'nın o eski gecekondu semti gibi bir manzara...
Sokaklarında dolaşırken bazı gençlerin hali dikkatimi çekiyor...
-''Pardon acaba burası neresi?
-''Bakar mısınız? Kayboldum da işe yetişmem gerekiyor? Nerden gidebilirim?''
-''Ya kusura bakmayın, galiba yönümü kaybettim, çıkış nereden ?''
Sanki kendi kendime konuşuyorum...Adamlar sanki beni görmüyor...Zaten öyle sert ve haşin bakıyorlar ki, keskin göz ifadeleri adamın içini ürpertiyor...Herkes kendi halinde sokaklarda dolanıyor...Tuhaf üniforma giymiş gibi hepsi tek tip bir kıyafet içinde...saçlar omuzlarda...ten renkleri esmerimsi...hiç kadın yok, evlerindelermiş...
Bir ara bir sokağa dalıyorum...Bir yerden ''Emel'' in sesi geliyor...
-''Hayır bu sokağa gelemez diyor''...
Gelemeyecek olan benim...
Ama Osman abi ''Kimse karışmayacak diyor !''
Korkmadan gidebilirmişim...
Osman abi meşhur tiyatroculardan...bir ara bir sahnesini görmüştüm...soyunma odası, peruk, bıyık, gözlük ne ararsan var cinsinden şeylerle dolu...
Birini çıkartıyor birini takıyor...
Sanırım en son sahnesiydi...peruğu çıkardı, bıyığıda...Meğersem Osman abi çok değişik biriymiş...Rolün en ağırını ona vermişler...
İyi oynadığı için...Zaten rolünü en iyi oynayanlar kazanıyorlardı değil mi?
Ama bunu şimdi kim anlar ?
Saat hayli ilerledi ve ben işe çok geç kaldım...Acaba şu aradan sapsam saraya ordan ofise geçebilir miyim?
Yavaş yavaş ilerliyorum...Galiba burası bir restorant...
-''Aaaa, Ömer sen burdasın !!''
Ömer'i görmenin sevinciyle bir solukta nasıl kaybolduğumu anlatıyorum...Ve beni ofise götürecek yolu göstermesini...Ne olduysa sırıtıp duruyor...Bir kaç kitap getirmiş...
-''Aaaa, İlyas ! Senin ne işin var burda?''
-''Bilmiyor musun? Bende bu kitapları okuyordum...''
-''Gerçekten mi? Artık bende okuyorum biliyor musun?'' böyle konuşurken ilerden salına salına bir adam geliyor...Aman yarabbi son bir yıldır nereye gitsem peşimde olan o adam...
-''Yahu bu adamdan burda da rahat yok!'' ...
Geliyor geliyor ve kitapların üstüne oturuyor...
Üstüne yetmiyor, bi de bana saldırıyor...Her zamanki gibi...
*********
Elimde cv iş görüşmesine gidiyorum...Heyecanlıyım...Ömer bana ayak yapıyor, ben de salağım ya...yiyorum. Halbuki etraftan ne kokular geliyor, haberi yok...
-''Çay içer misiniz?''
-''Evet zahmet olmazsa koyu bir çay alırım...''
-''Ömer sizden bahsetti''
-''Biraz anlatır mısınız? ''
Bu adam son bir yıldır etrafımda dolanan o adam değil mi? Garip ama artık şaşırmamayı öğrendim...Hem niye merak ediyor ki?
-Maalesef anlatamam, korkuyorum...
Ben anlatmaktan korkuyorum ama adamda koskoca şirket sahibi nerdeyse karşımda ceketini ilikleyip duracak...Benden daha heyecanlı...
Enteresan kokular bunlar...
-''Şu seyi anlatabilir misiniz? ''
-'Hayır anlatamam...Ben anlatmamak konusunda tembihlendim''
-''Anlatamam !''
-''İyi tamam o zaman öbürünü anlat diyor!''
''Yarısını anlatıyorum...''
Çok tuhaf bir iş görüşmesi...rüyalardan söz ediyoruz...Sanki rüya kalitesine göre işe alıyorlar burda insanları...
İtiraf etmeliyim adam zeki...
MaşAllah Ömer de herşeyi yumurtlamış...iş görüşmesi kılıfında yakından tanıma taktiği...
Yiyelim bakalım...
İyide ne biliyor olabilir...bildiğimi biliyor olabilir mi? Tam çıkarken ''yazımı'' soruyor ...
-''Ne demek istediniz ?''
-''Anlaşılmıyor mu?'' diyorum...
Kızarmış bir surat ama kıpkırmızı bir surat ifadesi, herhalde o günü dünyanın en mutlu günüydü...
Kesin ben odasından ayrıldıktan sonra, avazı çıktığı kadar bağırmıştır..
Bu adama daha sonra ne oldu bilmiyorum...en çok bilendi...en cahili oldu...Ama olsun, imtihan dünyası... biz nihayetin de ''Allah'a karşı sorumluluklarını da unutabilenler'' değil miyiz?
********
Dağa tırmanma günü geldi çattı...teczihatı sırtladım...kale duvarından usulca giderken, karşıma eşşek sürüsü çıktı...üstüme üstüme pervasızca gelen bu eşşek sürüsü de nerden çıktı demeye kalmadan burun buruna geldik...bir o yana bir bu yana savurdum hepsini...Üstüne bi de kadın takılmış peşime...Hasta mıdır nedir? Anlamadım...
Aldırış etmeden dilime doladığım şarkıyı söyleye söyleye dağa tırmanmaya koyuldum...
Beni çağıran uçurum, uçurum oldu sevdan...
Kaçmam...
Yok saklanmam başından-sonundan, korur bizi zaman...
Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye...
Anlatma...
Anlamam...
Aşk varken; sözlerinde, düşlerinde, yeniden doğmak gibi nefesinle,
çoğalıp sevginle...
İsteme...
Durdurmam...
Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye...
Anlatma...
Anlamam...
Büyüt beni; gözlerinde, ellerinde, yeniden ses oldun sözlerime, gücün saklı içimde...
Vursunlar...
Ağlamam...
İster bahar, ister ayaz...
Yolum seninle...
Duysun dünya, karşı dursun, düşsün peşime !
************
Elimde ön kapağı yağmurdan ıslanmış sonra zamanla kurudukça kabaran kitabım...
Neslihan Dağcı

Yorumlar
Yorum Gönder