Bilmem kaç milyar yaşında bilmem kaç milyar insanı ve bilmem kaç milyar çeşit canlıyı içinde barındıran dünyada aynı anda bilmem kaç milyar şey oluyordu.
Bir yerde bir kadın üzerinde çorba karıştırdığı sobaya odun koyuyor, bir yerde bir adam yerin bilmem kaç metre altında işçilik yapıyor, bir yerde bir çocuk kim bilir hangi nedenden ağlıyordu.
Bir yerde insanlar sürekli bir şeyler yapıyordu.
Ben bilmem kaç milyar yaşında ve bilmem kaç milyar dönümlük dünya üzerinde, jeopolitik konum açısından çok önemli olduğu söylenilen ve bu söylenti üzerinden uğruna asırlardır savaşılan bir ülkede, en başta Marmara'da sandığım sonra Ege'de olduğunu öğrendiğim ve geldikten sonra burası olsa olsa İç Anadolu'dur dediğim Kütahya'da yaşıyordum.
Burda mevsim döngüsü yazları sıcak ve soğuk, kışları çok soğuk ve çok soğuk, bahar ve sonbaharda soğuk fakat arada bir sıcak şeklindeydi.
Coğrafyada gördüğünüz bütün iklim bilgilerini unutun. Benim dediğim doğru, buna inanın. Anlatacağım şey yine rotasını şaşıyor farkındayım. Aslında şöyle ki ben yine ne anlatacağımı bilmiyorum.
Bilmem kaç milyar yıllık ve bilmem kaç milyar insanı içinde barındıran dünyadan bahsettim. Aynı anda milyarlarca insana nefes olan bir dünya. Yuvarlak top gibi görünen bir dünya. Yine coğrafya bilgilerinizi unutun. Bence dünya kutuplardan basık değil. Bildiğin basketbol topu.
Bakın işte basketbol topu; ne işe yarar? Birkaç işsiz insan bizim işimiz bu diye topun peşinden koşar, onu yere vura vuraa vuraaa sürükler ve amaçsızca tutup fileli bir çemberin içinden geçirmeye çalışır. Basketbol topunun bütün işlevi bu.
Peki ya dünya? Aynı değil mi? Birçok anlamsız şey uğruna dünyayı yerden yere vura vuraa vuraaa koşturup durmuyor muyuz biz de? Kimimiz bir umman(!)da; kimimiz bir çölün ortasında; kimimiz de yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan memleketlerde bir o yana bir bu yana savrulup duruyoruz.
Bizim de bir amacımız var. Bizim de kurallarımız var. Bizim de bir fileli çemberimiz ve en güzel atışta gelecek olan pointlerimiz var.
Amma velakin, kimin umrunda! Dönsün dursun dünya, biz de bir gün gelip elimizden kaçırmayacakmışız gibi koşturup duralım; bir o yana bir bu yana.
Esra Çingay / Fotoğraf : Esra Çingay
Bir yerde bir kadın üzerinde çorba karıştırdığı sobaya odun koyuyor, bir yerde bir adam yerin bilmem kaç metre altında işçilik yapıyor, bir yerde bir çocuk kim bilir hangi nedenden ağlıyordu.
Bir yerde insanlar sürekli bir şeyler yapıyordu.
Ben bilmem kaç milyar yaşında ve bilmem kaç milyar dönümlük dünya üzerinde, jeopolitik konum açısından çok önemli olduğu söylenilen ve bu söylenti üzerinden uğruna asırlardır savaşılan bir ülkede, en başta Marmara'da sandığım sonra Ege'de olduğunu öğrendiğim ve geldikten sonra burası olsa olsa İç Anadolu'dur dediğim Kütahya'da yaşıyordum.
Burda mevsim döngüsü yazları sıcak ve soğuk, kışları çok soğuk ve çok soğuk, bahar ve sonbaharda soğuk fakat arada bir sıcak şeklindeydi.
Coğrafyada gördüğünüz bütün iklim bilgilerini unutun. Benim dediğim doğru, buna inanın. Anlatacağım şey yine rotasını şaşıyor farkındayım. Aslında şöyle ki ben yine ne anlatacağımı bilmiyorum.
Bilmem kaç milyar yıllık ve bilmem kaç milyar insanı içinde barındıran dünyadan bahsettim. Aynı anda milyarlarca insana nefes olan bir dünya. Yuvarlak top gibi görünen bir dünya. Yine coğrafya bilgilerinizi unutun. Bence dünya kutuplardan basık değil. Bildiğin basketbol topu.
Bakın işte basketbol topu; ne işe yarar? Birkaç işsiz insan bizim işimiz bu diye topun peşinden koşar, onu yere vura vuraa vuraaa sürükler ve amaçsızca tutup fileli bir çemberin içinden geçirmeye çalışır. Basketbol topunun bütün işlevi bu.
Peki ya dünya? Aynı değil mi? Birçok anlamsız şey uğruna dünyayı yerden yere vura vuraa vuraaa koşturup durmuyor muyuz biz de? Kimimiz bir umman(!)da; kimimiz bir çölün ortasında; kimimiz de yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan memleketlerde bir o yana bir bu yana savrulup duruyoruz.
Bizim de bir amacımız var. Bizim de kurallarımız var. Bizim de bir fileli çemberimiz ve en güzel atışta gelecek olan pointlerimiz var.
Amma velakin, kimin umrunda! Dönsün dursun dünya, biz de bir gün gelip elimizden kaçırmayacakmışız gibi koşturup duralım; bir o yana bir bu yana.
Esra Çingay / Fotoğraf : Esra Çingay

Yorumlar
Yorum Gönder